Mısır Piramitleri - Sfenks ve Astronomi

Piramitler

Graham Hancock ve Robert Bauval Message of the Sphira adlı kitaplarında Sfenks'in MÖ 10.500 yıllarındaki gökyüzünü işaret ettiğini söylüyorlar.

Sfenks'in çok önemli bir simgesel değer taşıdığını ve gökyüzü ile bağlantılı olduğunu, Sfenks'in gövdesi aslan biçiminde olduğuna göre, bunun Aslan Burcu ile ilişkili olması gerektiğinden yola çıkmışlar.

Yaptıkları astronomik incelemede Aslan Burcu'nun MÖ 10.500 yılında Helyak olarak, yani Güneş'le birlikte doğudan ve Sfenks'in yüzünü baktığı yerine tam karşısından (Doğu) yükseldiğini bulmuşlar. Yıldızlar yandaki resimdeki şekilde dizilmişlerdi.

Hancock'la Bauval bir yandan aşınma desenlerini, bir yandan da gökyüzü bağlantılarını Sfenks'in MÖ 10.500 yıllarında yapıldığına dair kanıt olarak gösteriyorlar.

Bu noktada ortaya bir başka soru çıkıyor:
Gize'yi bir kompleks, eski deyimiyle "külliye" olarak düşünmek gerekir. Ancak elimizdeki bulgular yapımının binlerce yıl sürdüğünü gösteriyor. Hancock'la Bauval yaptıkları bir başka astronomik araştırmada Keops Piramidi'nin MÖ 2500 yıllarında, yani klasik görüşe uygun bir tarihte yapıldığını söylüyorlar. Yazarlar bu kanıya piramidin içindeki Kral ve Kraliçe Odaları'ndaki "havalandırma amaçlı" olduğu varsayılan kanalların yönlerini inceleyerek varmışlar.

Ve soru şu; eğer Sfenks MÖ 10.500'de yapıldıysa, neden Büyük Piramidin yapılması için 8000 yıl beklendi?

Hancock'la Bauval'e göre MÖ 10.500'de Aslan Burcu doğuda, Sfenks'in tam karşısındaydı ama, Orion Takımyıldızı uzakta kalıyordu. O günlerde gökyüzüne bakan bir gözlemci Orion'u tam karşısına alabilmek için 90 derece dönmek zorundaydı. Oysa Orion Osiris'in simgesiydi ve Mısır inanç sisteminin kilit Tanrısıydı.
 
Dolayısıyla Mısırlı bekledi. Presesyon Kayması'ndan (Eksen Sapması) haberi vardı ve Orion'un eninde sonunda doğru yere geleceğini biliyordu. Olay MÖ 2500'de gerçekleşti ve Büyük Piramit yapıldı. Hancock'la Bauval'in görüşü bu şekilde.
 
Bu noktada Büyük Piramidi biraz daha ayrıntılı incelemek yerinde olur ve çıkış noktası olarak da Gize'nin coğrafi konumundan başlayabiliriz.

Gize yaklaşık olarak 30° Kuzey enlem ve 30° Doğu boylam çizgileri üstündedir. Bu konumuyla dünya üstündeki toprak kitlelerinin tam merkezindedir. Bazı araştırmacılar bunun da bir simge olduğunu öne sürmüşler, örneğin Rand Flem-Ath, Colin Wilson'la birlikte yazdığı The Atlantis Blueprint adlı kitapta Gize'nin dünyadaki önemli kutsal yerlerden biri olduğunu ve bu özelliğe üstündeki yapıtlardan değil, coğrafi konumundan dolayı sahip olduğunu söyler.
 
Flem-Ath bu konuda yalnız değildi. Daha 1884 yılında İskoçyalı Prof. Charles Piazzi Smyth 0° boylamının Gize'ye alınması gerektiğini söylemişti. İlginçtir ama, o tarihe kadar standart bir "ana boylam" tanımı yoktu. Açık denizlerde gemisi olan hemen her ülke kendi başkentini 0° boylam kabul ediyordu.

Bu kargaşaya son vermek için 25 ülkenin temsilcisi Washington'da toplandı. Piazzi Smyth tezini Gize'den geçecek boylam çizgisinin en çok kara kitlesi kat eden boylam olacağı, Büyük Piramidin bugüne kadar yapılan en görkemli yapıt olduğu gibi nedenlere bağlıyor ve hatta Kudüs'e yakınlığı nedeniyle İsa'nın ikinci gelişinin buralarda olacağı ve iyi bir Hıristiyan olarak temsilcilerin Gize lehinde oy kullanmaları gerektiğini vurguluyordu.

Ancak Washington'da toplanan temsilciler olaya Hristiyan değil, bilim adamı olarak bakıyorlardı ve beklenen sonuç oldu. 25 kişiden 23'ünün oyuyla Greenwich "Ana Boylam" olarak kabul edildi.

Flem-Ath karmaşık bir hesap sistemi geliştirmişti. Çıkış noktası Hapgood'un "yer kabuğunun toplu kayması" teziydi. Tarih öncesi çağlarda bu gibi kaymaların birkaç kez olduğunu ve her seferinde Kuzey Kutbu'nun yerinin değiştiğini söylüyordu. Flem-Ath'a göre Kuzey Kutbu'nun daha önceki yerleri arasında Alaska'da Yukon ve Kanada'da Hudson Körfezi vardı.

Flem-Ath'ın amacı dünyada on binlerce yıl öncesinde açık denizleri dolaşan ileri teknolojiye sahip insanların olduğunu göstermekti.

Bunlardan sonuncusunun Atlantis olduğunu ve MÖ 9600 yıllarında meydana gelen çok büyük bir felaket sonunda yok olunca kurtulanlar dünyaya dağılmış ve kutsal yer olarak bilinen Gize, Quito, Babil, Kar-taca, Biblos, Nazca, Tiahuanaco, Angkor ve Stonehenge gibi yerlerde gördüğümüz arkeolojik kalıntılar bu kişiler tarafından yapılmıştı.