Tekrar Doğuş Araştırması - Ölüm ve Ölüm Ötesi

Tekrar doğuş araştırması
Altan YıldızAşağıdaki yazıyı, 29 Eylül 1999 tarihinde hipnoz uyguladığım bir hanımın hipnoz sırasında geçmiş yaşantılarından kesitler halinde hatırlayıp anlattıklarından derleyerek hazırladım.

2 Ekim 1999 Cumartesi günü yazıyı derleyip yayına hazırlarken açıklaması güç bir olayla karşılaştım. Detaylar yazıda.

Altan Yıldız, Yayın Yönetmeni

Bayan X 37 yaşında. Hayatı boyunca gözünün önüne anlamını tam olarak çözemediği bazı kişilerin yüzleri ve çeşitli olaylar gelmiş. İçindeki bir his onun daha önce bir rahibe olarak Kapadokya bölgesinde yaşadığını söylemiş sürekli. Hatta içindeki bu sese daha fazla dayanamayarak bu bölgeye gitmiş ve bazı incelemelerde bulunmuş. Oraya gittiği zaman daha önce buralarda yaşadığı konusundaki hisleri daha da güçlenmiş.

Kendisiyle tanıştığımda bana bu konulardan bahsetti ve ben de hipnoz yapmayı önerdim. Amacımız hipnoz ile, eğer varsa önceki hayatı hakkında bilgi almaktı. Kabul etti ve hipnozu gerçekleştirdim. Bayan X hipnozda anlatmaya başlıyor:

"5 yaşındayım.. Büyük nehrin kıyısında arkadaşım ile oynuyoruz. Çok mutluyuz."
Bu sırada yüzünde çocuksu bir gülümseme beliriyor. Nerde, nasıl bir yerde yaşadıklarını soruyorum, anlatmaya devam ediyor:

"Yeraltı şehirlerinde yaşıyoruz. Şehirlerin aralarındaki mesafe çok uzak değildi. Altta tünelleri vardı. Tünelleri aydınlatmak için yukarıdan delik delerlerdi, içini toprakla baca gibi sıvarlardı. Üstten aşağıya ışık yansırdı. Öyle yaparlardı ki tünel hiç karanlık olmazdı, hep aydınlık olurdu. Geceleri ise topladığımız özel bazı otlardan döverek yaptığımız ve topraktan yapılma geniş çanaklar içine koyarak yaktıklarımızla aydınlanırdık."

Banyo ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini soruyorum:
"Hamamımız vardı bir tane. Oradan sürekli sıcak su akardı. İçinde tam ortasında büyük bir havuz vardı. Herkes çoluk çocuk içine girer oynardık içinde. O suyun biraz ötesinde soğuk buz gibi bir su vardı. Yeni doğan bebekler kutsanmak amacıyla bu suya batırılıp çıkarıldı. Bu bir inançtı. Sıcak suyun yanında o su çok özeldi. İkisi de yeraltından gelen kaynak sulardı. Hamam çok büyüktü. Erkek-kadın çoluk-çocuk herkes orda yıkanırdı. Aralarda kayalar vardı. Aralar kayalarla bölünmüştü. Bunların her biri bir kabileye aitti. İki mahalle vardı rahibin dedesi ile benim dedemin bulunduğu."

Rahip kim diye soruyorum. Sevdiği kişi olduğunu söylüyor ve devam ediyor:
"Dedelerimiz bir at meselesi yüzünden savaşmışlardı, kavgalıydılar. Biz arkadaşımla çocukken en çok hamamın etrafında buluşup oynardık. Daha sonra dedem beni manastıra kapatarak rahibe yaptı. Ancak erkek arkadaşımda benimle görüşebilmek için rahip oldu."

Bu sözlerden Bayan X'in önceki hayatında Hristiyan olarak doğduğunu anlıyorum. Neler yediklerini, düğünlerini, çocuklarını soruyorum. Devam ediyor:

"Taştan, topraktan yapılmış yemek kapları vardı. Özel lüle taşına benzeyen (kaşık amaçlı) yemek yediğimiz. Etler hep aynı yerde ve kapta pişerdi. Bu kap çok büyüktü. Pişen etler soğuk suya yakın bir bölümde saklanırdı. Burası soğuktu. Hayvanlarda kesilip özel bir tuza yatırılır ve pişmeden önce yine burada saklanırdı."

"Düğünlerde özel figürleri olan danslarımızı yapardık. Müzik üç çeşit çalgı kullanılarak yapılırdı. Biri otlar ve taşlardan yapılmış iki tokmakla çalınandı (davul benzeri). Bir tanesi U şeklinde taştan yapılmış ve aralarına kuzu derisi gerilmiş (lir benzeri) parmakla çalınırdı. Üçüncüsü ise yine ot, taş ve hayvanlardan yararlanılarak yapılan üflenerek çalınan bir aletti."

"Düğünlerde erkekler aynı, kadınlar da aynı elbiseleri giyerdi. Damat ve gelinler genellikle canlı özel giysiler giyerdi. Bitkilerden elde edilen özel boyalarla boyanmış, tek renklerden oluşan. En son evlenen gençler, o anda evlenenlere mutluluğu devrederlerdi. Bu bir gelenekti."

"Her çocuk doğduğunda şenlik yapılırdı. Bir ara çocuklara bir hastalık musallat olmuştu. Toplu çocuk ölümleri olmuştu. Özel ayin yapılırdı. Bir çocuk herkes tarafından bakılırdı. Düşman olduğumuz bir komşunun çocukları için bile aynı durum geçerli idi."

"Bir dönem sonra önce hamamın sonrada soğuk suyun suyu çekildi. Başka bir yerden yeni bir kaynağın ağzını açtılar ancak suların çekilmesinden bir süre sonra büyük bir deprem oldu. Benim bulunduğum üste yakın şehir ve manastır sağlam kaldı, ancak yerüstüne çıkışlarımız kapandı. Göçükte 5-6 gün kadar kaldık. Taştan yapılma su testilerinde yetecek kadar suyumuz ve daha önce yaptığımız ekmeklerle yaşadık. Her şeyimiz topraktan yapılıyordu. Dağdan toplanan bir bitkiyi döverek ekmek yapardık. En çok onu yerdik. Et de yiyorduk, inek ve kuzu değildi ama onlara benzeyen bir hayvan."

Bu hayvanın domuz olduğunu tahmin ediyorum ve devam etmesini söylüyorum:
"Rahip daha aşağıdaki şehirlerde kalmıştı ve öldüğünü sanıyordum. 5-6 gün sonra kara pelerinli bazı adamlar gelip bizi göçükten çıkardılar ve beni ve kilisedeki diğer rahibeleri zorla götürdüler. At ve eşeklerle uzaklara bir yerlere götürüldük. Büyük malikane gibi bir yere geldik. Bize köle olduğumuzu ve artık onlar için çalışacağımızı söylediler. Bana ev işleri yaptırmaya başlamışlardı. Her gün ekmeklik bitki dövüyordum. Diğer rahibelerin çoğu birilerine satıldı."

"Bu kişiler bizden daha medeniydiler ve kölelerin emeklerini kullanarak daha rahat yaşıyorlardı. Özel bir içkileri vardı, üzümden yapılan beyaz-sarı renkli bir içkiydi. Bunu içince çok vahşi oluyorlardı. Kadın kölelere sapıkça şeyler yapıyorlardı. Onları zorla birden fazla kişiyle ilişkiye zorluyorlar, sonrada karanlık yerlere götürüp bağlayıp kesiyorlardı. Ben akıllıydım, onları içtikleri zaman hiç gitmedim, hep saklandım ve onun için ayakta kaldım. Bu içkinin içine ayrıca özel bir bitkiden kesip damlatılan bir sıvı katarlardı. Bu çok zor bulunduğu için sık kullanmazlardı, dağda bulunurdu."

Bir süre susuyor, sonra devam ediyor:
"Bir çok arkadaşımın öldüğünü gördüm. Günlerim çok sıkıntıyla geçiyordu. Sonra bir gün çok ateşlendim, ateşim çok yükseldi ve kendimi aşırı sıcak hissetmeye başladım. Sonra kendimden geçtim. Parlak ışıklı bir yere doğru gitmeye başladım. Orası ile bu yaşamım arasındaki zaman çok uzundu, çok bekledim. Ot gibi beklemek diyebilirim. Hiç bir şey yoktu orada ama bir şeyleri hep seyrediyordum, tüm dünyayı geziyordum, hızla dolaşıyordum. Orda bedenim yoktu, elbisem yoktu, çıplaktım. Hep rahibi bulmayı umdum, onu bekledim..."

Okuduğunuz yazıyı (2 Ekim 1999) Cumartesi günü ofisimde yayına hazırlıyordum. Yazının tam bu bölümüne geldiğimde telefonum çaldı. Arayan Bayan X'ti. Ancak bir sıkıntım vardı. Dilimi nasıl olduğunu anlamadan kötü bir şekilde ısırmıştım ve durmadan kanıyordu. Üzerine pamuk basarak çalışmaya devam ediyordum. Bayan X bir şeyler hatırladığını ve benimle paylaşmak istediğini söyledi. Bende durumumu söylemeden anlatmasını istedim.

"Hatırlamaya çalışıyorum da bir şeyi farkettim kocaman karıncaları taştan leğen gibi bir şeyin içine koyduğum suda yüzdürüyordum en büyük oyuncağım buydu..."

"O karıncalar bizim otlardan yapılan ekmeklerimizi yerdi kızardım onlara çünkü onlar beni ısırırdılar... bende suyla ısırdıkları acılarının gidip ısırışlarının gıdıklama şekline dönüşmesini arzulardım o nedenle hep oynardım bu şekilde çünkü beni hep ısırırdı onlar... Bir gün erkek arkadaşımın dilini ısırmışlardı ve çok kanamıştı. O zaman çok korkmuştuştum." dedi. Bunları hatırladığını söyledi.

Bayan X'e şu anda dilimi kötü bir şekilde ısırdığımı dakikalardır kanadığını söyleyince oldukça endişelendi. Ağlayarak çok korktuğunu ve yazıyı yayına almamamı istedi. Korkulacak bir durum olmadığını ve büyük bir tesadüf olduğunu söyleyerek onu yatıştırdım. Yazıyı mutlaka yayına alacağımı çünkü bu büyük deneyimden diğer insanların da haberdar olması gerektiğini söyledim. Sonunda zor da olsa onu ikna etmeyi başardım.

Ancak onu ikna etmemden daha önemlisi benim yaşadığımın ne olduğuydu. O anda acaba bir şeyleri -bunu her zaman yapmışımdır- gereğinden fazla kurcalayıp rahatsız mı ediyorum diye düşünmekten kendimi alamadım. Bunu asla bilemeyeceğim.

Şimdi söyleşimize devam ediyorum. Ölüm sonrası boşlukta beklerken ikinci kez hayata çağrıldığını anlatmaya başlıyor:

"Bir birleşmede dünyaya gelmek üzereydim ama onlar beni istemediler, attılar. Yasak bir aşktı çünkü. Kadın beni düşürdü. Ancak o kişi bir daha çocuk sahibi olamadı. İki kişinin birleşmesi sonucu ben kendimi orda buluyorum ama fazla duramıyorum orda. Hatta şeyi hatırlıyorum, o yasak aşkı. Kadının başka çocukları vardı, adamında. Arabistan'daydı. Kadının kocası ölmüştü, adam evliydi. Karısına hep başkasını almaktan söz ediyordu. Adamın karısı zengindi özel bir malikanede yaşıyorlardı. Mal bölüşülmesin diye beni istemediler."

"Birleşme anında sanki ruhumun bedeni oraya çağrılıyor, ama ruhum yine olduğu yerde hep beklemede, gönderilmeyi bekliyor. Şifrelerim, bilgilerim sonra geliyor. Ruhların tümünün elbisesi aynı, önce hep aynı elbise geliyor, sonra 3. ay'da cenin içine bilgiler geliyor."

Bayan X ile söyleşimi burada noktaladım, çünkü yaklaşık 1 saat süren çalışma kendisini yormaya ve gerilmeye başlamasına neden olmuştu. Kendisini huzurlu bir şekilde uyandırıp uykusunda aldığım notları anlattım.

Okuyunca çoğu kişiye hayal ürünü bir hikaye gibi gelebilecek olmasına karşın sizlere bu ilginç deneyimi hiçbir değişikliğe uğratmadan bayan X'in hipnozda anlattığı şekilde aktarmaya çalıştım. Tekrar doğuş ve ölümötesi hakkında merak ettiğiniz bazı konulara açıklık getirmek amacıyla kısaca şunları söyleyebilirim:

1. Ölüm yeni bir başlangıçtır ve doğumdan farklı bir şey değildir. Dünyada doğmak bu alemden ayrılmak, dünyada ölmek ise bu alemde doğmaktır. Yaşam ve ölümötesinin toplamı sabittir.

2. Buradaki alemdeki (ölüm ötesi) her varlığın ihtiyacı olan yaşam deneyimini yaşaması şarttır.

3. Öldükten sonra kişiler kendilerini ışıklı bir topun içinden geçerken görüyorlar. Anlatılan en önemli ortak nokta burasının bir ışık dünyası olduğu. Her tarafta huzur verici ışıklar hissediyorsunuz. Göz almayan, gölgesi olmayan bir ışık dünyası. Düşüncelerden ışıklar çıktığı görülüyor. Ve tüm varlıklar bu ışıkların renklerine göre birbirlerinin düşüncelerini okuyabiliyorlar.

4. Kaderimizi kendi eylemlerimizin getirdiği sonuçlarla kendimiz yaratıyoruz. Yaptığımız her şey, yeni bir etki yaratıyor. Böylelikle kader bizim için değişmez bir alın yazısı olmuyor.

5. Tüm varlıklar ölümötesi hayata ilahi esnek bir bağla bağlı. Bu bağ sonsuza dek uzanıyor ama hiç kopmuyor. Zaman, uzaklık ve mekan; görülmeyen alemi ölçemiyor ve ayıramıyor.

6. Tekrar doğanlar veya ölümü tadıp tekrar dirilenlerin tümü henüz yapması gereken görevleri tamamlamamış olan kişiler. Bu kişiler öldüğünde, normal sürecini tamamlamış varlıkların bulunduğu bölüme çok fazla yaklaşmalarına izin verilmiyor. Zamanı gelince tekrar karşılanacağı otoriter bir şekilde söylenerek dünyadaki maddesel hayata tekrar geri gönderiliyor.

7. Bu bölümdeki ışıklı varlıklar size hayatınızın bazı kısımlarını gösteriyorlar, özellikle yapmamanız gereken şeyleri. Utandığınızı hissediyorsunuz. Bu yanlışların telafisi için maddesel yaşama geri dönmeniz ve devam etmeniz gerekiyor. Bunların tümü benliğinizi bir çeşit sevgi akımıyla kaplıyor.

8. Orada bulunduğunuz süre içinde, insanlara ve hayvanlara yaptığınız hataların, onlar üzerindeki acıları sizde tekrar yaşatılıyor. Onların ne kadar acı çekebileceğini bilmediğiniz size anlatılıyor.

9. O güzel bölgeyi ve huzuru bırakarak tekrar dünyaya dönmeye başladığınız an geliyor ve hızla geri dönüş ya da aşağıya düşüş başlıyor. Bu tekrar dünyaya gelmek yani doğmak..

10. Genelde zamansız ve bir çeşit hazırlıksız ölümlerde (intihar, kaza, cinayet vb) size tekrar doğma şansı veriliyor. Bu deneyimi yaşayanlar o bölgeye geçebilmek için hiç bir hazırlığın olmadığını söylüyorlar. Dünyada yaşayanlara yapması gereken vazifelerinin olduğu, ama en önemlisi değer yargılarını, düşüncelerini ve sevgisini tanıması öğütleniyor. Gerçek değerlerin manada aranması gerektiği, maddede aranmaması gerektiği hissettiriliyor.